Aksiyon Haber

Osmanlı’nın ilk resmî konservatuarıydı Dâru-l Elhân. Hocaları, devrin en kıdemli mûsıkîşinaslarıydı. Kalite, eğitim sorunu yoktu yani. Kapatılma sebebi, Cumhuriyet’in Türk müziğine bakışıyla ilgiliydi…

İstanbul Emirgan’da, Tebdil Eskisi Sokağı’nda Boğaz’a nazır bir köşk. Sahilden yüz küsur basamak tırmanarak ulaşıyorsunuz gök aydınlığının, deniz ferahlığının sefasını süren binaya. Kapısında OMAR’ın (Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi) tabelası var. Merkezin açıldığı haberini gazete ve televizyonlar duyurdu gerçi. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı yeni bir bölüm burası. Bu sene başladı eğitime. Dikkatimizi çeken 60 binin üzerinde mevcudu bulunan üniversitenin 10 yeni öğrenci alması değil. Bizatihi OMAR’ın açılması…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Klasik Türk Musikisi’yle başı ilk günlerden beri pek hoş değil. Mustafa Kemal’in, büyük bir zevkle dinlemesine rağmen, radyolarda Türk müziği icrasını yasaklattığı çoğunluğun malumu. Aynı dönemlerde Osmanlı’nın ilk resmî konservatuarı Dâru-l Elhân’ın Şark Mûsikisi bölümünün kapatıldığı; asırlardır benimsenen ses sisteminin, tabiri caizse müzik alfabesinin değiştirildiği ise o kadar bilinmez. OMAR’ın İstanbul Üniversitesi’ne bağlı olarak lisans seviyesinde müzik eğitimi vermesi; 85 sene evvel reddedilen evlada, baba ocağının kapısının aralanması demek bir anlamda.

1917’de Şark ve Garb müziği eğitimi vermek üzere kurulan ‘Nağmeler Evi’nin (Dâru-l Elhân) Türk müziği hocaları arasında Tanbûrî Cemil Bey, Zekaizâde Ahmet Irsoy, Ali Rıfat Çağatay, Abdülkadir Töre gibi devrin büyük icracıları da bulunuyor. İlk yıl kadın ve erkek öğrenciler iki ayrı şubede eğitim görüyor. 1918’de savaş döneminin zorlukları ve İstanbul’un işgali sebebiyle erkek bölümü kapatılıyor. Sadece Türk müziği eğitimi alan kadınlar ve 8 hoca kalıyor okulda. 1923’te bir talimatnameyle Batı müziği tekrar programa dâhil ediliyor ve okul vilayet makamına bağlanıyor. Yeniden hareketlenen Dâru-l Elhân’da müzik eğitimi devam ederken bir yandan da o güne kadar meşk usulüyle aktarılan eserler notaya alınıyor, notası tespit edilenler plaklara okunuyor. Bu heyecan ve gayret uzun sürmüyor ne yazık ki. 9 Aralık 1926’da okul bir kez daha kapatılıyor. Kısa süre sonra, 1927’de açılıyor fakat artık programında Türk mûsikisi eğitimi yok! Sadece Batı müziği çalışmaları devam edecek. Hoca kadrosunda bulunan Rauf Yekta, İsmail Hakkı ve Ahmet Irsoy Beylerse tasnif ve tespit heyetinde görev yapacak.

13 sene yasaklı kalıyor geleneksel müzik. Ne öğrenci yetişiyor ne eser seslendiriliyor. Rauf Yekta Bey evinde matbaa kurup nota neşrini kendi imkânlarıyla sürdürüyor. Ve muhtemelen evlerde fasıl icrası, o yasaklı günlerde yaygınlaşıyor. Belediye Konservatuarı’nda Türk müziği tedrisatının yolu 1940’larda tekrar açılıyor. Ancak cemiyet statüsünde olduğu için yarı zamanlı bir sertifika programının ötesine geçemiyor bu eğitim.

Dâru-l Elhân kapatıldıktan 60 sene sonra kurum resmî statü kazanıyor. Konservatuar 1985’te İstanbul Üniversitesi’ne bağlanıyor. Yine sertifika programı olarak tabii. Alaaddin Yavaşça’nın tabiriyle devlet Türk müziğine sırtını dönmüş bir kere. Göstermelik adımlar atılsa da tavır yumuşamıyor. Zaman içinde okulun tiyatro ve Batı müziği bölümleri lisans statüsüne geçiyor. Hocaları, yeterlilik durumlarına göre akademik unvan almaya hak kazanıyor. Türk müziği bölümü ise ısrarla bu iyileştirmelerin dışında tutuluyor.


Haberin detayı için tıklayınız