Akşam Gazetesi – OMAR’da Türk Musikisi’nin kazısı yapılıyor

İstanbul Üniversitesi’nin kurduğu OMAR’da Türk Musikisi’nin kazısı yapılıyor
İstanbul Üniversitesi çatısı altında 2011 yılında açılan Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama Merkezi (OMAR), daha önceden seslendirilmemiş veya kaydı olmayan bazı eserlerin, Türk Musikisi İcra Heyeti tarafından yapılan yeni icralarını sergileme ve kaydetme konusunda birbirinden önemli çalışmalara imza atıyor.

İstanbul Üniversitesi’nin öncülüğünde kurulan Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi (OMAR). 2011 yılında Darülelhan’ın mirasına yakışır biçimde bir model oluşturmanın yolu açılmış ve Türk mûsıkisinin “uygulama-icra-eğitim” boyutlarının akademik seviyede yer bulması için çalışmalarına başlayan müstesna kültür kurumlarımızdan biri.
OMAR kuruluşundan bu yana birçok önemli çalışmalar gerçekleştirdi; birçok yayınlara ve konserlere imza attı; dahası bundan sonra da heyecan verici projeleri hayata geçirmek için kolları sıvadı.
OMAR Yönetim Kurulu üyesi, müdür ve İcra Heyeti Şefi Gönül Paçacı Tunçay ile şimdiye kadar yapılan çalışmalar ve bundan sonraki hedeflerle ilgili olarak uzun soluklu bir söyleşi gerçekleştirdik. 


OMAR fikri nasıl çıktı ve ne zaman kuruldu? OMAR bir anlamıyla da Darülelhan geleneğini mi devam ettiriyor?
Ülkemizin en eski resmi müzik kurumu olan Dâru’l- elhan’ın (ardından Belediye Konservatuvarı’nın) devamı olarak bugün İstanbul Üniversitesi bünyesinde yer alan, ancak Türk Müziği konusunda yüksek eğitim vermeyerek kendi tarihine ters bir anlayış sergileyen Devlet Konservatuvarı, 2012-2013 öğretim yılından itibaren, Üniversite Rektörlüğünün de kararlı desteğiyle bu eksik ve yanlı duruştan vazgeçmiş ve Müzikoloji Bölümüne bağlı Osmanlı Dönemi Karşılaştırmalı Müzik Lisans Programına öğrenci alınmaya başlanmıştır. Böylece, kurumda sona ermek üzere olan köklü geleneksel müzik geleneğinin bilimsel bir zeminde yeniden yeşermesinin yolu açılmış ve en önemlisi, bu alanda akademik araştırma ve yayın yapma imkânı doğmuştur. Ayrıca, kurum arşivinde yer alan değerli müzikolojik malzemenin değerlendirileceği, yeni araştırma, seslendirme ve transnotasyon çalışmalarının yayınlanacağı bir birim hüviyetiyle direkt İÜ Rektörlüğü’ne bağlı olarak kurulan OMAR’da da, okulun geleceği için destekleyici bir ortam yaratılmıştır.
Kendimi sürecin bu dönüm noktasında bulunduğum, talebeliğimden beri çözümü için gayret gösterdiğim bir yapısal sorunun halline vesile olabildiğim için çok şanslı sayıyorum.
Kuruluşu 23 Ocak 2012 tarihli Resmî Gazete’de ilan edilen, İ.Ü. mensubu akademisyenlerden yedi kişilik bir Yönetim Kurulu ve kendi alanlarında ülkemizin değerli bilim, kültür ve sanat insanlarından müteşekkil otuz kişilik bir Danışma Kurulu olan Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi (OMAR), Emirgan’daki tarihî Mirgün Köşkü’nde bulunmaktadır.
OMAR’ın resmî açılış töreni 2013 başında yapıldı ve aynı gün yüksek bir katılımla ilk Danışma Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. 2010 yılından itibaren çalıştırdığım Türk Müziği İcra Heyeti ile, törene iştirak eden kültür ve sanat câmiâsından davetliler huzurunda verdiğimiz “Rast gelsin” başlıklı açılış konserinde 17. Yüzyıl bestekârı Hatip-zâde Osman Efendi’nin 15 makam-15 usûlle bestelediği Rast Kâr-ı nâtıkını seslendirdik..


Siz deyiş yerindeyse OMAR’ın manifestosu olarak “Geçmişe ait müzik eserlerinin dağınıklığının müzikal anlamda hatalara yol açma olasılığı var. Hatalara imkan tanımamak için birinci elden bir envanter çalışması yapıp, geniş kapsamlı araştırma inceleme faaliyetlerini sürdüreceğiz” demiştiniz. O günden bugüne gelinen mesafe ne oldu?
Sürdürülebilir nitelikteki “Osmanlı Müzik Birikimi Multimedya Arşiv Projesi” (OMARŞİV) için birçok koldan çalışmalarımız devam ediyor. Hem içerik zenginleştirme ve malzeme toplama hem de altyapı hazırlama, seslendirme vb. açılarından. Önemli bir adım olarak da İÜ Kütüphanelerinde Bulunan Müzik eserleri üzerinde yapılacak çalışmaların OMAR danışmanlığıyla sürdürülmesi ve ortak yayın için Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı ile protokol imzaladık. Biliyorsunuz, Darülelhan arşivi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde. Ayrıca Türkiyat Enstitüsü’nde de Arel koleksiyonu var. Tüm bu eserlerin ve zaman içinde dahil edilecek diğer malzemelerin dijital kopyalarının değerlendirilebileceği bir bilgi havuzu oluşturmayı hedefliyoruz.
Ayrıca, 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yayınlanmaya başlamış olan notalar, güfte mecmuaları, nazariyat kitapları vb. malzeme dağınık ve eksik durumda olup tam içerikleri çalışılmamıştır. Örneğin ilk aşamada, Osmanlıca Perakende Nota Yayınları Envanteri (Dijital Arşiv çalışması) amacıyla, İskender Kudmanî’nin Müntehabat, Onnik Zadoryan’ın Nevhât gibi adlarla yayınladığı nota serilerinin yeni harflere aktarılarak listelenmesi ve taranması önemlidir ve OMAR’da bu çalışmayı başlatmış bulunuyoruz. Ardından fasıl defterleri ve bestekâr külliyatları da çalışılacak, bu malzemeler tek merkezde toplanıp üzerinde çalışmaya hazır hale gelince de, farklı birçok açıdan ele alınması mümkün olabilecek.
İstediğim ve hedeflediğim hızla gidemiyoruz maalesef; bu konuda çalışacak eski yazı ve notasyon bilen, müzik icrası konusunda yeterli donanımda elemanımız olmadığı, daha çok gönüllü desteğiyle sürdürmek zorunda olduğumuz için. Ancak yine de yeni sayılırız, bunca zaman geçti, bunları da aşar ve yapımızı geliştiririz diye umuyor ve o nedenle gayreti elden bırakmamak gerektiğine inanıyorum. Bir de bu iş için en doğru yerin bir üniversite bünyesi, İstanbul Üniversitesi olduğuna.

Osmanlı dönemi müziğinin kendine özgü bir ezgisi ve makam anlayışı olduğu söylenir, bunu biraz açar mısınız?
Bu çok dile getirilen bir husus olmakla birlikte içinin iyi doldurulabildiğini söylemek güçtür. Çok genel olarak seslerin, aralıkların ve melodik istiflerin, bu geleneğe özgü yapılar oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak bazı alışkanlıklar ve âşinâlıklardan öte, bu yapıyı daha iyi anlayabilmek için tarihî bağlantılara da iyi bakmak gerekir. Bunun için, örneğin Bizans, harf, ebced ve diğer nota sistemleri ile yazılmış eserlerin günümüze nasıl ulaştığının tespiti ve analizi önemlidir. Bu bağlamda, üzerinde pek fazla çalışılmamış olan Bizans notasyonu ile yazılmış yazmalarda mevcut bazı eserlerin çevrimi yapılmalı ve bu eserlerin günümüze diğer yollarla, farklı yazım biçimleri kanalıyla ulaşmış olan versiyonları arasındaki ilişkiler, farklar ortaya konulmalıdır. Aynı yöntem Kantemir notasıyla yazılan eserler üzerinde de, Hamparsum notasıyla yazılan eserler üzerinde de uygulanmalıdır; böylece gerçek yapı anlaşılabilecektir. Günümüzde yalnızca tekrar edilegelen, aynılaşan bir repertuar üzerinden, yani eksik bir boyuttan; perspektifi bozuk ve renkleri solmuş bir tabloya bakar gibi bakıyoruz maalesef.
Ayrıca şifahî kültürün musikiye etkisi – günümüz repertuarını oluşturan eserlerin çoğunluğunun, 19. Yüzyıl sonu- 20. Yüzyıl başlarında batı notasına alındığı hatırlanırsa – makam bilgimizin, ses ve aralık konusundaki duyarlığımızın ne kadar zayıfladığını kavrayabiliriz. Eski zamanların müzik aktarım ortamları, kurumları, meşk ve usta-çırak ilişkisi gibi eğitim yöntemlerini göz önüne alırsak, bu gün müzikle ilişkimizin ne kadar başkalaştığını fark ederiz, makam yapılarındaki ve eserlerdeki değişim de kendiliğinden ortaya çıkar.
Avrupa etkisinin musiki geleneğimizdeki yansımalarını ise geniş zamana yayılmış bir yönelimin vasatı müsaitleştirmesinin, kaçınılmaz ve bu gün üzerinde konuşulması muhal bir sonucu olarak görüyorum.
OMAR’ın aynı zamanda müziğin arkeolojisini yapmak gibi bir misyonu var. Bu çerçevede hiç bilinmeyenleri keşfetmek de asli görevlerinin arasında. Keşif işleri nasıl gidiyor? Yeni bir müjdeniz var mı?