Aksiyon Haber – 11.02.2013

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-34826-173-d%C3%A2ru-l-elh%C3%A2n-baba-ocaginda.html

 

Osmanlı’nın ilk resmî konservatuarıydı Dâru-l Elhân. Hocaları, devrin en kıdemli mûsıkîşinaslarıydı. Kalite, eğitim sorunu yoktu yani. Kapatılma sebebi, Cumhuriyet’in Türk müziğine bakışıyla ilgiliydi…

İstanbul Emirgan’da, Tebdil Eskisi Sokağı’nda Boğaz’a nazır bir köşk. Sahilden yüz küsur basamak tırmanarak ulaşıyorsunuz gök aydınlığının, deniz ferahlığının sefasını süren binaya. Kapısında OMAR’ın (Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi) tabelası var. Merkezin açıldığı haberini gazete ve televizyonlar duyurdu gerçi. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı yeni bir bölüm burası. Bu sene başladı eğitime. Dikkatimizi çeken 60 binin üzerinde mevcudu bulunan üniversitenin 10 yeni öğrenci alması değil. Bizatihi OMAR’ın açılması…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Klasik Türk Musikisi’yle başı ilk günlerden beri pek hoş değil. Mustafa Kemal’in, büyük bir zevkle dinlemesine rağmen, radyolarda Türk müziği icrasını yasaklattığı çoğunluğun malumu. Aynı dönemlerde Osmanlı’nın ilk resmî konservatuarı Dâru-l Elhân’ın Şark Mûsikisi bölümünün kapatıldığı; asırlardır benimsenen ses sisteminin, tabiri caizse müzik alfabesinin değiştirildiği ise o kadar bilinmez. OMAR’ın İstanbul Üniversitesi’ne bağlı olarak lisans seviyesinde müzik eğitimi vermesi; 85 sene evvel reddedilen evlada, baba ocağının kapısının aralanması demek bir anlamda.

1917’de Şark ve Garb müziği eğitimi vermek üzere kurulan ‘Nağmeler Evi’nin (Dâru-l Elhân) Türk müziği hocaları arasında Tanbûrî Cemil Bey, Zekaizâde Ahmet Irsoy, Ali Rıfat Çağatay, Abdülkadir Töre gibi devrin büyük icracıları da bulunuyor. İlk yıl kadın ve erkek öğrenciler iki ayrı şubede eğitim görüyor. 1918’de savaş döneminin zorlukları ve İstanbul’un işgali sebebiyle erkek bölümü kapatılıyor. Sadece Türk müziği eğitimi alan kadınlar ve 8 hoca kalıyor okulda. 1923’te bir talimatnameyle Batı müziği tekrar programa dâhil ediliyor ve okul vilayet makamına bağlanıyor. Yeniden hareketlenen Dâru-l Elhân’da müzik eğitimi devam ederken bir yandan da o güne kadar meşk usulüyle aktarılan eserler notaya alınıyor, notası tespit edilenler plaklara okunuyor. Bu heyecan ve gayret uzun sürmüyor ne yazık ki. 9 Aralık 1926’da okul bir kez daha kapatılıyor. Kısa süre sonra, 1927’de açılıyor fakat artık programında Türk mûsikisi eğitimi yok! Sadece Batı müziği çalışmaları devam edecek. Hoca kadrosunda bulunan Rauf Yekta, İsmail Hakkı ve Ahmet Irsoy Beylerse tasnif ve tespit heyetinde görev yapacak.

13 sene yasaklı kalıyor geleneksel müzik. Ne öğrenci yetişiyor ne eser seslendiriliyor. Rauf Yekta Bey evinde matbaa kurup nota neşrini kendi imkânlarıyla  sürdürüyor. Ve muhtemelen evlerde fasıl icrası, o yasaklı günlerde yaygınlaşıyor. Belediye Konservatuarı’nda Türk müziği tedrisatının yolu 1940’larda tekrar açılıyor. Ancak cemiyet statüsünde olduğu için yarı zamanlı bir sertifika programının ötesine geçemiyor bu eğitim.

Dâru-l Elhân kapatıldıktan 60 sene sonra kurum resmî statü kazanıyor. Konservatuar 1985’te İstanbul Üniversitesi’ne bağlanıyor. Yine sertifika programı olarak tabii. Alaaddin Yavaşça’nın tabiriyle devlet Türk müziğine sırtını dönmüş bir kere. Göstermelik adımlar atılsa da tavır yumuşamıyor. Zaman içinde okulun tiyatro ve Batı müziği bölümleri lisans statüsüne geçiyor. Hocaları, yeterlilik durumlarına göre akademik unvan almaya hak kazanıyor. Türk müziği bölümü ise ısrarla bu iyileştirmelerin dışında tutuluyor.

Konservatuarın son 30 yıllık tarihi, İcra Heyeti Şefi Gönül Paçacı’nın hayatıyla paralel ilerliyor âdeta. Gönül Hanım okula 1978’de giriyor. Mezun olduktan sonra, 83’te sanatçı kadrosuyla İcra Heyeti’nde göreve başlıyor. 40 küsur mensubu var o vakitlerde heyetin. Hayatını kaybeden, emekli olan sanatçıların yerine yenileri alınmayınca azala azala 14 kişiye kadar iniyor kadro. Haftanın belli günlerinde gelip şarkı söylüyor ve dağılıyorlar. Defalarca teşebbüs etseler de şartlarda en ufak bir iyileşme olmuyor. Öğrenci yetiştiremedikleri gibi akademik kariyer yapabilmek için İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Konservatuarı’na devam etmek mecburiyetinde kalıyorlar. Gönül Paçacı, yılların verdiği yorgunluk ve hayal kırıklığı ile 2011’de emekli olmaya karar veriyor. “Mücadele edilecek zemin kalmamıştı. Eğitim açılmıyordu ve artık açılacağından ümidimizi kesmiştik.”

-Direnç mi vardı, sistem mi müsaade etmiyordu?

“İkisi birden. Bilinçli bir tavır elbette ki vardı. Türk müziği mensuplarına hiçbir hak tanınmadı. İnsanların ömürlerini tükettiği bir yere dönmüştü kurum. Dâru-l Elhân geleneği göz göre göre çöküyordu. İnsanlar yaşlanmıştı. Topluluk dağılmaya yüz tutmuştu.”

Kendi açısından yolun sonuna geldiğini düşündüğü için dışarıdaki araştırma ve eğitim faaliyetlerine yoğunlaşmak niyetiyle emeklilik kararını rektörlüğe iletiyor. OMAR için ilk adımlar Rektör Başdanışmanı Prof. Dr Faik Çelik’le yaptığı o görüşmede atılıyor. Çelik, ayrılma gerekçesini soruyor Gönül Hanım’a. O da bütün açıklığıyla anlatıyor: “Akademik bir kurum; konser vermek, ihtiyaç oldukça dışarıdan takviye etmekle kurtarılamaz. Temel bir çözüm üretmek lazım. Suni teneffüs niteliğindeki çabaların anlamı yok. Bu havanın kırılması için eğitimin açılması şart fakat yapıl(a)mıyor… Ne böyle bir istek ne de özendirici, ön açıcı bir vizyon var…”

Faik Çelik, hemen orada eğitimin açılması için ön ayak olma ve icra heyetine eleman alma sözü veriyor. Esprili bir pazarlıktan sonra vaatler bir sene içinde gerçekleşmezse ayrılmak şartıyla emekliliği erteliyor Paçacı. “Gerçekten niyetliydim. Kendimi ait hissettiğim kurumun erimesini seyretmek ağır geliyordu.”

30 senede bütün mücadele ve müracaatlara rağmen bir adım mesafe alınamamışken bu sefer bir yıl içinde YÖK’le görüşmeler tamamlanıyor. Lisans bölümünün ve Araştırma Merkezi’nin açılması kararı çıkıyor. Bunca zaman neden yapıl(a)madığını düşünüp üzülmekle, şimdi bir ‘mucize’nin gerçekleştiğine kanaat getirip sevinmek arasında kalıyor insan.

-Demek irade konulursa yapılabiliyormuş…

“Büyük oranda üniversitenin iç işleyişle ilgiliydi sorun. Konservatuar Türk müziği eğitimine sıcak bakmıyordu ve üniversite bu olumsuz bakışın etkisiyle hareket ediyordu.”

Hikâyeler iç içe geçtiği için kişisel bir serüven gibi anlatıyor Gönül Hanım. Kırgınlığı ve sitemi de bu sahiplenmişlikten kaynaklanıyor. İstanbul Belediye Konservatuarı mezunları olarak yıllarca uğraşıyorlar. Paçacı’nın pek benimseyemediği OMAR Müdürlüğü bu mücadele sonucunda hak edilmiş bir mükâfat gibi. “İrade mi, inatçılık mı dersiniz bilmem ama ben bunun karşılığını gördüm. Eşim ‘Deli deliliğinde ısrar ederse akıllanır’ der. Biraz böyle oldu bizim işimiz de.”

OMAR araştırma, eğitim ve icra faaliyetlerini birlikte yürütecek. Yıllardır Kadıköy İskelesi’nin arkasındaki binada faaliyet gösteren icra heyeti, bu yıl eğitime başlayan lisans öğrencileri ve şimdilik 4 kişilik araştırma kadrosu aynı binayı kullanacak. Merkez Müdürü Gönül Paçacı eğitim, uygulama ve araştırmanın bir arada yürütülmesi sayesinde bütünlük sağlanacağı kanaatini taşıyor. Böylelikle Darü-l Elhan misyonunu yeniden ihya etmenin yolu açılabilecek. İlk iş üniversitenin yıllar önce ‘yer işgal ediyor’ gerekçesiyle Nadir Eserler Kütüphanesi’ne gönderdiği el yazısı notalar, hamparsum defterleri, belge ve plakların, yani konservatuardan geriye kalanların dökümü yapılacak. Belgeler mikro filmlere aktarılacak.

Müzik çevrelerinin bir efsane gibi bahsettiği çok kıymetli eserler var o arşivde. Müracaatlar karşılıksız kaldığı için şimdiye dek yeniden neşri mümkün olmamış çok sayıda belge ve 1920’lerden itibaren kayda alınmış plaklar, ses kayıtları… İkinci proje çok daha geniş kapsamlı. Eser bazlı bir Osmanlı müzik envanteri çıkarmaktan söz ediyor Paçacı. Gerçekleşirse müzik tarihi açısından mühim bir adım atılmış olacak. Araştırmacılar bir eserin hangi yazmada, nota mecmuasında yer aldığı, bestekârıyla ilgili hangi kaynaklarda bilgi olduğu sorularına rahatlıkla cevap bulacak. Araştırma ekibinin hazırlıklarını sürdürdüğü bir diğer proje de Rauf Yekta Bey arşivi ile ilgili. Hakkında ‘yurtdışına çıkarıldı’, ‘satıldı’, ‘dağıtıldı’ söylentileri çıkan bu kıymetli arşiv, iddiaların aksine tek parça hâlinde ve ailenin elinde. Banka kasalarında muhafaza edilen kıymetli eserlerin ilk tasnifi yapılmış Gönül Hanım tarafından. İşler yolunda giderse OMAR bütün o eser ve kaynakları yeniden neşredecek.

Bir yıl önce hayal bile edemezken bugün Emirgan’da tarihî Mirgün Köşkü’nde heyecan verici projelerini anlatıyor Gönül Hoca. Dâru-l Elhân ruhunun müzik çevrelerindeki fikir ayrılıklarının ve hayal kırıklıklarının üstesinden geleceği ümidinde. Açılış günü, herkesin bu umutsuzluktan bıktığına bir daha şahit olmuş. Merkezin Danışma Kurulu’na farklı alanlardan çok önemli isimler davet edilmiş. Cemal Kafadar, Nurhan Atasoy, Süleyman Seyfi Öğün, Hayati Develi, Zeynep Tarım Ertuğ, Leonidas Asteris, Ekrem Işın, Cemal Ünlü, Necdet Yaşar, Alaaddin Yavaşça, Erol Deran, Mutlu Torun… Hepsi de kabul etmiş vazifeyi.

OMAR 10 öğrenci almış bu sene. Bütün gün onlarla bir arada olan Gönül Hoca’nın ilk tespiti, müzik dilinden ve kültüründen çok kopuk oldukları yönünde. “Mesafe katetmeleri zaman alacak. Bu da onları ürkütüyor hâliyle.” Müzik de kültürün diğer unsurları gibi bir iklim ve dil meselesi. Onu oluşturan şartlar ortadan kalktığında, irtibat kurmak zorlaşıyor.

Paçacı’nın tabiriyle kaderin sevkiyle yol buluyorlar. Müzikoloji araştırmaları da yapacakları için Osmanlıca ve Farsça dersi koymuşlar müfredata. Bu yıl Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden emekli Prof. Dr. Mustafa Tahralı veriyor Osmanlıca dersini. Konservatuar eğitimi için gelmişken bambaşka bir programla karşılaşan öğrencilerin şaşkınlığı atlatması kolay olmamış. Paçacı, mühim bir iş yaptıklarına ikna etmek ve heyecanlarını diri tutmak için sürekli aralarında, sohbete hazır.

Herkes büyük fedakârlıklarla iş görüyor. Öğrenciler, ders görecekleri masaları ustalarla birlikte kurmuş. Gönül Paçacı okul müdürü ama henüz bir odası yok. “Geçen yıl bu bina, 3 ay önce bir sandalye bile yoktu.” diye teselli ediyor bizi. “Mustafa Tahralı benim de Osmanlıca hocamdı. Bizi kırmadı, buraya belediye otobüsüyle geliyor. Sokağa 100 küsur merdivenle çıkıyor ve başlangıç seviyesinde ders veriyor.” Lisans programında eğitim verecek akademik altyapıyı kuramamış olmalarına rağmen müzik camiasının desteği, dışarıdan gelen hoca ve sanatçılar sayesinde dersler sıkıntısız devam ediyor. “Bu bir aydın sorumluluğu.” diyor Paçacı. “Sağduyulu insanlar olduğunu bilmek çok rahatlatıcı. Bir iyi niyet sergilendi ve söyleyecek sözü olanlara alan açıldı.”

Klasik Türk Müziği eğitiminin önündeki en büyük engel, asırlarca meşk usulüyle aktarılan birikimin modern eğitim sistemine aktarılamaması. Geleneksel usul içinde yetişen sanatkârlar modern yöntemlerle Türk müziği eğitimi verilemeyeceği kanaatini taşıyor. Zira teknik bilgi yetmiyor, doğru bir icra için o müziği üreten değerlere de aşina olmak gerekiyor. Bekir Sıtkı Sezgin, Kâni Karaca, Radife Erten, Fahire Fersan gibi çok sayıda sanatkârla aynı ortamları paylaşan Paçacı, konservatuar yöneticisi olmasına rağmen aynı tezi savunuyor. “Onlarla  temas etmiş olmasam bugün bulunduğum yere gelemezdim. Ben hâlâ bu işlerin sadece okulla olamayacağını savunuyorum ve öğrencilere de bunu söylüyorum.”

Meşkin Son Hâli adını verdikleri dizi seminerler de bu kaygıyla, sistematik eğitim içinde meşke yer açmak için düşünülmüş. ‘Alaaddin Yavaşça, Necdet Yaşar gibi hocaların eğitim metodu, en eski talebelerinden bugüne nasıl geldi?’ sorusu, bu ustaları dinleyip kendini dinleterek, soru sorarak yetişen nesiller aracılığıyla takip edilecek. Talebeler hocalarıyla yeniden bir araya gelecek ve meşk tazeleyecekler.

Gönül Paçacı kısacık bir sohbet esnasında aktarıyor bütün bu bilgileri. Hissettiği yorgunluk heyecanını perdeleyemiyor. Ancak yeni pozisyonunu, ‘müdür’ denildiğinde dönüp arkasında birilerini arayacak kadar yadırgayan Hoca, eğitim ve icra heyetinin sorumluluklarını bir an önce ehil ellere teslim etme arzusunda. Kendisi araştırma ve yayınla meşgul olmak istiyor. Ajandadaki projeler hayata geçerse Türk müziği üvey evlat ezikliğinden bir parça kurtulacak, geçmişle gelecek arasındaki bağ, biraz daha kuvvetlenmiş olacak.

10/06/2014
1591 defa okundu

İstanbul Üniversitesi

34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul

Tel: 0 (212) 440 00 00